14 Mayıs 2018 Pazartesi

Erlend Loe "naif.süper"




Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Doppler kitabıyla tanıdığımız Norveçli yazar Erlend Loe’nun Türkçe’ye çevrilen ikinci kitabı Naif.Süper, 2003 yılında Tavanarası Yayıncılık’tan basılmış şimdiyse Siren Yayınları’nın çiçeği burnunda kitabı. Naif. Süper’in çevirmeni, Doppler kitabında olduğu gibi Dilek Başak’a ait. Başak aynı zamanda Oslo’da öğretmenlik görevine de devam ediyormuş bilgisini kitabın iç kısmındaki biyografiden öğreniyoruz.

Kahramanımız yazarın ta kendisi. Kimler var kitapta: İyi arkadaşı, kötü arkadaşı, abisi, annesi ve babasından oluşuyor Naif.Süper. Pek çok bakımdan ilginç bir roman. Şunu söylemeden edemeyeceğim, günümüz roman anlayışının olumsuz yönde değiştiği kanısındayım. Nedir, klasik romanlar kadar kalabalık karakter ya da tipleri artık görmez olduk. Postmodern edebiyat ya da çağdaş roman başlıkları buna göre mi şekillenecek, bekleyip göreceğiz.

Loe’nun abisi seyahate çıkınca dairesini kardeşine ödünç verir. Kahramanımızın o gün 25. yaş günüdür, sahip oldukları ve sahip olamadıkları şeylerin listesini yapar. Metinde sıklıkla alt alta sıralanan bir şeyler var. Bu şeyler çoğunluk önemsiz konulardan ibaret gibi gözükse de kahramanımız bu uğraşından keyif alır. Rahat hisseder. Bir şeylerle uğraştığı için hayat, gerçek gibi konuları düşünmez. Sorumluluk duygusundan kaçmak için yapmıştır bu etkinliği.

Top oynamanın çok güzel bir yanı var. Tam olarak bilmiyorum ama daha çok kişi yapmalı bunu. Hep birlikte top oynamalıyız. O zaman bir şeyler farklı görünebilirdi. Daha mutlu olabilirdik.”

Büyümenin vermiş olduğu sorumluluklar için birey olduğunu iyice hissettiren 25 yaşla birlikte üniversiteden mezun olmuş kahramanımız ne yapacağını bilmezdir. Bu hayat gailesi kafasını karıştırmıştır.

Hayatım boyunca tek bir ustayla bile karşılaşmadım. Her şey, kendi başımın çaresine bakmam gerektiğini gösteriyor.

Kötü arkadaşı neden kötüdür, ağza alınmayacak nahoş şeyler söyledi için. Erlend Loe’ya kalsa onunla vakit geçirmesi, kendisinin gerilemesine sebep olacaktır ve eğer bir şeyler kötü gidiyorsa gidenlerin yerini dolduracak kadar da iyi şeylerin gelmesi gerekli.

Zaman ve kuantumla ilgili kitaplar okumaya başlayan Loe, bir yandan sıradan ve sorumsuz bir yaşam isterken öte yandan bu kitapları okumaya devam eder. Bu kitaplar aklını sürekli karıştırır. Televizyon reklamları, dışarda gördüğü tüm reklamlar onun için büyüleyici bir şeydir. Zaman hakkında öğrendiği şeylerle birlikte abisiyle de sürekli bu bilgileri paylaşır. Abisi bu konuları sevmez, ilgilenmez. Seyahatte olduğu için kardeşiyle sürekli fakslaşırlar. Sayfalarca faks gelir, Loe da ona faks yollar. Bir gün abisi, Loe’ya, Amerika’ya gitmeyi teklif eder kardeş kardeş gezmek istediğini söyler, Loe bunu ilkin kabul etmese de abisiyle gezme davetine hayır diyemez çünkü kimseyi kırmayan naif biridir.
Amerika’yı ziyaretiyle birlikte şehrin kalabalığı ve şehir insanlarının davranışları, konuşmalar, alışkanlıkları Loe’ya pek tuhaf gelir. Loe’yu bu anlamda dünyaya ilk defa gelen bir çocuk kadar şaşkındır.

Erlend Loe, Naif.Süper, 2.bs. Mart 2018, Çev. Dilek Başak, Siren Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder