26 Nisan 2018 Perşembe

OTOMATİK PORTAKAL: SÖYLEYİN BAKALIM NE YAPACAĞIMIZI? HA?



1962 yılında basılan Otomatik Portakal Anthony Burgess’in şüphesiz en çok ses getiren kitaplarından biri. 1917 doğumlu Burgess; İngiliz romancı, besteci ve eleştirmen olarak da tanınıyor. Meslektaşlarından çok farklı bir hayata sahip olan Burgess’e 1959 yılında ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı koyulur ve birkaç yıl ömür biçilir. Bu esnada öfkeyle masaya oturan yazarımız 12 ay içinde beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılır. Bu sürede de tanınan bir yazar olmuştur elbette (gerçeği öğrenince de öfkelenmiş midir acaba).

Otomatik Portakal, 1984, Cesur Yeni Dünya ve diğer  kült kitaplar gibi bizlere kötü bir dünyayı örneklendirirken uyarı anlamı da taşımaktadır. Nedense bazıları için iştah açıcı bilgilerin de olduğu bu kitaplar, kötünün eline düşünce sakıncalı hale gelebiliyor. İktidar sahipleri de ‘Toplumu nasıl bunalım’a sokarız’ diye düşünürlerken edebiyatı da pas geçmiyorlar.

24 Haziran 2018 seçimleri yaklaşıyor. Seçmen kara kara düşünüyor. Umutlu olanlar umutsuz olanlar... Beklemekten başka çaresi olmayanlar için Burgess diyor ki:

Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir.”

Kitap Alex ve 3 arkadaşı şehre çıkıp zorbalık yapmasıyla başlar. Bu çete her türlü sapıklıkta, hırsızlıkta, gaspta, yağmalamada birliktelerdir. Toplum bu gruplara karşı çaresizdir ve Burgess’in oluşturduğu şehir yaşamında adalete yer yoktur. Alex ve arkadaşları bir gün kedili evde oturan yaşlı kadının evine girerler. Yaşlı kadın  direnmeye başlayınca Alex ona vurur, yere yığılır kadın. O esnada polis sesleri duyulur, olay yerine gelen ekip Alex’i tutuklar. Diğerleri ise toz olmuştur, arkadaşlarını da ispiyonlayan Alex’in çabası nafiledir. Hapse girmiştir. Türlü türlü tutsaklarla karşılaşır burada. Bu esnada kötü haber gelir: Alex’in vurduğu kadın ölmüştür. Bunun karşılığında 14 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası alır.
Burgess şiddet ve sapkınlığı anlatırken sese dayalı bir üslup oluşturmuş. İkilemelere ve yansımalara sık sık yer vermiş, sesi matematikle birleştirerek ahenkli bir şarkı gibi romanını işlemiş:

Hışır, hışır, ııhhh ahhhh, of sesleri arasında salonu dolduranlar ayağa kalkıp kitaplarını açtılar. Fis kos, fis kos, fis kos da başlamıştı bu arada.”

Alex ise zorba da olsa klasik müzik tutkunudur. Handel, Bach, Beethoven dinlemeyi çok sever.

Tutku korkuyu kovabilen tek güçtür.

Hapishane yöneticisi Alex’e bir görev verir. Alex, rahiple ve yöneticiyle iyi geçinir ayrıca hapishanede olup bitenlerden ya da olacaklardan haber vererek muhbirlik yapar. Yöneticinin gözüne girer ve Nazi döneminden kalma o deneylere maruz kalacaktır fakat henüz haberi yoktur.

Seni iyi bir çocuk yapacaklar 6655321 (Alex’in hapishane kodu). Bundan böyle toplumu rahatsız edici, barışsever devletimizi huzursuz kılıcı davranışlarda bulunmayacaksın.”

Saatlerce şiddet, taciz, ölüm, yaralama ve bolca insan kanının olduğu filmler izleyen Alex, kafayı yer adeta. Bu deneylere 15 gün boyunca maruz kalır. Eğer bu işkenceden çıkarsa iyi insan olacak, aklına kötülük gelecek olursa da vücudunda ağrı, sızı duyacaktır. Toplumun düzelmesinin tek yolu bu deneydir. Alex ise bu kurumun ilk mezunudur.

Korkak gençliğin örneği işte karşınızda.”

Seni bir makine biçimine sokmuşlar. Seçme hakkını elinden almışlar. Toplumun kabullendiği davranış türlerine boyun eğmek zorundasın. Sadece iyilik yapmakla görevli küçücük bir makinesin. Buna göre müzik, cinsel ilişki, edebiyat ve her türlü sanat dinlendirici, zevk verici değil de, acı çektirici birer etken oluyorlar.


Anthony Burgess, Otomatik Portakal, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ocak 2003, 1. bs., Çev. Aziz Üstel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder