6 Nisan 2018 Cuma

Edebiyat Dergilerinde Yazılamayan Hakiki ve Mahcup Kritikler

Epeydir küskün olduğum yayınevi, "İlk öykü kitabı olan..." diye uzunca bir tanıtım yazısı yazmış beni ikna edecekti. Ben de sözümona almamayı tercih edecektim bu kitabı ama öyle olmadı dayanamadım çünkü ne de olsa oturup sohbet etmişliğim vardı bu yazarla. Neler yazmış, edebiyatımıza ne gibi katkıları olmuştu diye kurcalayayım dedikten sonra da  okumaya koyuldum.

Sözünü ettiğim yayınevinin yine aynı kategorisini, Çağdaş Türk Öykü Dizisi, neredeyse 5 yıldan beri takip etmiyor, alıp okumuyordum, yalan yok. Şimdi istedikleri kadar, "Okudun mu?" diye sorsunlar vicdanım rahat rahat "Okudum kardeşim." diyebilirdim. 

Bu yazarın ilk kitabındaki ilk hikayeyi beğendim; akıcı, kendi içinde bütünlüğü olan, merak uyandıran bir öykü olduğuna kaniydim fakat diğer 9 öykü aynı yazara mı aitti, şüpheye düştüm. Yoksa editör, "En iyi öyküyü en başa koyalım, okunur olsun." mu demişti. Fısıltı gazetesinden duyduğum kadarıyla çoğu zaman böyle yapıyorlarmış, bu cebren ve hileyle kitabı bitiriyormuş okur. Halbuki bu duruma "hayır" diyen Füruzan, en iyi öyküsünü değil de kitaptaki diğer öykülerinden birini en başa koydurmuş, çokça tartışmadan sonra.

Yine de yeni öykücüleri küstürmeyelim, onlar yazmaya ve yayımlamaya tabii ki devam etsinler. İçlerinden, nedeni belki de kendilerinin dahil bilmediği yazma dürtüsünü çıkarsınlar. Ahbaplık da kursunlar.
Yazar, yazdıkları kadar yayımlanmalı. İlk kitabı kaç satmış peşine düşmemeli, o kitabı bitirdiği için kafasından atmalı ve devam etmeli. Öte yandan ahbaplık kurmadıkları için yayınevine gidip kocaman dosyasıyla başvuran ve bilinmeyen bir cisim olarak algılandığından dosyası okunmayan ve red yiyen yazarın suçu nedir, küskün yazarlar neden alınır?

İşletme olarak yayınevi nasıl bir kuruluştur?  Birbirlerinin sırtını sıvazlayan hiyerarşik "aile şirketleri"dir ki dikkat etmeli. Hepimiz aileyiz, ben senin abinim (editörünüm), onun da abisi (Ceo'su) var. Böyle abicikler, ablacıklarla dolu dünyada bir keresinde kokteyl'e katılmıştım ve o kokteyl'de ödül alan şair, tebrikleri kabul ederken belki de birbirinden nefret ettiği insanlarla aynı havayı soluyor, neredeyse kusuyordu -ki daha önceden antremanlı olduğunu düşünüyorum- öyle görünmeden ortadan kaybolmuştu ki aklım şaşmıştı.

Diyorum ki aslında bir makine olsa da şu "entelektüelmatik" hepimizin okuduğu, yazdığı süper şeylerimizi ölçse! Bir acayip cemaat yayın dünyası.

Bu dünyanın İçine giren, girmeyi düşünen ve bir şekilde içinde olanların ise zaten bildiği fakat dile getiremediği bir konu: hakiki ve mahcup kritikler.

Beşbenzemez bu ilk kitabı yayımlanan yazarları ve o yayınevini hiç anlamıyorum yine de lakin. Ortak temalı bu "ilk öykücüler", tamam canlarını sıkmayalım devam etsinler yazmaya morallerini bozmayalım, mahallelerinden, komşularından, eski evlerinden, annelerinin mutfakta kızarttıkları pişilerden bahsede bahsede nostaljiye dair hislerimizi aldılar götürdüler; arabeskle birleştirdiler ve romantikleştirdiler, yeni yeni dergiler türettiler, hatta televizyonlar da dizilerde döndürdüler, reyting rekorları kırdıkları için kimse onları tükakalamadı, edebiyat dergileri reklam uğruna ve diğer yayıncıların sponsorluk ihtimaline karşın bizlere hep cici şeylermişcesine övdü ve övmeye devam ediyorlar da. 

Yayıncılık dünyamızda hakkaniyetli kritik yazan, önemli değerlendirmelerde bulunan ve yazıları takip edilen kimse kalmadı (istisnalar kaide bozmaz, bkz. sevgili Mert Tanaydın). 

İstisnalar kaideyi bozmaz: Jagur Yayınları ve YüzKitap, mutlu azınlığa hizmet etmekten mutluluk duyar, mutlulukla alır, okunur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder